yirmi yedi. bugün yirmi yedinci yaşıma girdim.
küçükken, bugün benim yaşımda olan insanlar bana çok büyük gelirdi. şimdiki yaşımda olan insanlara bakıp “ulan ne büyük biri. şimdi ne büyük sorumlulukları vardır bir de bunun” diye düşünüp ürkerdim o yaşlardan. benden 6 yaş büyük kuzenime bakıp “sakalları falan var, kocaman adam bu ya” diyip hayret ettiğim günler olmuştu. bir gün bunu dediğimde, o sırada kuzenim 22 yaşındaydı mesela. şimdi o yaştan beş yaş daha büyüğüm ve insanı yaşının değil yaşadıklarının büyüttüğünü öğretti bana 26. yaşım.
26. yaşım beni çok büyüttü, çok olgunlaştırdı. çok kolay olmadı, zor günlerden geçtim ama ne yalan söyleyeyim, iyi ki de yaşanmış bugün beni büyüttüğünü düşündüğüm o şeyler.
benim genelde bir takvim yılımın ilk yarısı ortalama, ikinci yarısı çok kötü geçer. geçtiğimiz yıl da öyle oldu. derdest oldum yılın ikinci yarısında.
istanbul’a taşındım, ailemden uzakta kaldım. dolayısıyla bu, ailemden ayrı girdiğim ilk yaşım oldu ve son gününde bile beni büyüttü.
annem her bayram sabah erkenden kalkar anneannemlere giderdi. babası yılın 11 ayı evde olmayan biz kardeşler de üzüntüyle karışık kızardık anneme, “anne her bayram annenanneye gidiyorsun, bir bayram da bize gel be” diye şakayla karışık üzüntümüzü belli etmeye çalışırdık ona. o da bize hak veririrdi ama bayram günü hep annesinin yanında olmak isterdi, mahçubiyetle karışık bunu anlatmaya çalışırdı bize.
insan ne kadar büyürse büyüsün zamanı gelmedi mi anlayamıyor bazı şeyleri. biz de annemin bu açıklamalarını, annesine duyduğu sevgiyi anlayamazdık. işte ben bugün artık annemi anlıyorum. 26. yaşımın son, 27. yaşımın ilk günü bana bunu öğretti.
çünkü bugün ben de annemin yanında olmak istedim. insan kendisi için en özel, en mutlu gününü sevdikleriyle kutlamak istiyormuş meğer, bunu öğrendim.
26. yaşımının bayrağı 27’ye teslim ederken öğrettiği son şeydi bu.
“beni büyüttü” dediğim başka öğretiler de gerçekleşti 26. yaşımda.
pazarda, mahşerî kalabalık içerisinde annesini kaybetmiş bir çocuk gibi bağıra çağıra ağlamak istediğim günler oldu ve dişlerimi olanca gücümle sıkıp gözyaşlarımı bastırmayı öğrendim mesela. berbat bir süreç, iğrenç günlerdi ama bugün beni ben yaptığı için iyi ki yaşanmış diyorum onlar için.
barcelona taraftarları, real madrid’e transfer olan futbolcuları figo için “senden nefret ediyoruz çünkü seni çok sevmiştik” demişti yıllar yıllar önce. bu üzüntüleri yaşamasına sebep olan kişiler, en sevdiği insanlar olunca insan daha çok üzülüyor sanırım. o gün o duyguyu yaşayan taraftarlar, muhtemelen bugün o üzüntüyü hatırlıyor ancak onun yarattığı tahribatın zerresini taşımıyor, öyle hissettikleri için kendilerine gülüyorlardır hatta. tıpkı benim gibi. sebep olan kişileri değil, sadece yaşadığım üzüntüyü hatırlıyorum ben de. 26. yaşım, geçmez denilen her şeyin geçtiğini, insanın zaman içinde her şeyi unutabildiğini öğretti bana. alışmayı öğretti.
bu hayatta insanın başına gelen hiçbir şeyin boşu boşuna gerçekleşmediğini, insanın karşılaştığı en ufak şeyin bile mutlaka bir nedeninin olduğunu öğrendim. bu yüzden, yaşadığım çok ama çok üzücü şeylerin bile mutlaka bir sebebi olduğunu idrak ettim. bu benim iç huzuru yakalamama, ferahlamama, maneviyatımı genişletmeme ve acıyı küçümseyerek onun üstesinden gelmeme neden oldu. tüm acıyı ezmeyi, bunu yaparak onu tüm kötülüklerden arındırmayı öğrendim. aynı zamanda tüm acılar ve onun müsebbibleriyle barışmamı da öğretti bu bana.
26. yaşımda yaşadığım kötü günlere küs değilim bu yüzden. iyi ki yaşanmış da beni büyütmüş diyorum. onları beş sene sonra, yaş ve de sorumluluk itibarıyla üstesinden gelemeyeceğim, geri dönüşü olmayan durumlar içerisindeyken yaşasam her şey çok daha kötü olabilirdi.
yazı, bu noktaya kadar bir intihar mektubu gibi oldu 😀 o yüzden geçen yıl yaşadığım güzel şeylerden de bahsetmek istiyorum. çünkü güzel şeyler de yaşadım 26. yaşımda.
bulunmaya hiç ihtimal vermediğim yerlerde, tanışmayı hiç beklemediğim insanlarla tanışıp aşırı güzel hikayeler yazdım ve yazmaya da devam ediyorum. çok şiddetli karın ağrıları yaşadığım günlerde hiç tahmin etmediğim insanlar el uzattı da çekip aldı beni buhranlardan. bu da bana karşılıksız sevmeyi ve iyiliğin; insanın karşısına ne zaman, ne şekilde ve hangi formda çıkacağının belli olmadığını, dolayısıyla peşin hükümler vermemeyi öğretti.
en önemlisi de 26. yaşım şükretmeyi öğretti bana. insan bazı şeyleri, başına gelmeden anlayamıyor. işte 26. yaşım, onları henüz başıma gelmeden de anlayabilmeyi, “bugünüme şükür” demeyi öğretti bana. geçen yılki en büyük kazançlarımdan biri oldu bu.
dolayısıyla yeni yaşıma da şükrederek giriyorum. yaşadığım iyi ve kötü, tüm günler için şükrediyorum. onlar olmasa ben, bugün olduğu kişiden memnun olan ben olmazdım.
26. yaşımda yaşadığım kötü gün sayısı iyi gün sayısından fazlaydı ama her şeye rağmen yaşandığı için şükrediyorum.
iyi ki doğmuşum valla, bu mücadeleye ihtiyacım vardı.

Bir cevap yazın